vicdan kayır
Metin Göktepe
Muhabirlik kendi gözüyle görmek, kulağınla duymak ve olayın ilk tanıklığıdır.
İlk gören gözdür.
Muhabirliğin hemen hemen her alanında çalışan biri olarak o yüce mesleğin anlamını bilirim. Hala da ‘muhabirim’… Arada bir muhabirlik de yaparım. Fotoğraf makinamla röportajlar için koşturmayı da ihmal etmem. Bir süre ara versem de. Ya da muhabir arkadaşlarımla takılırım . Onlarla olayın ilk gözü olmanın sevincini yaşayanlardanım. Benim yerim muhabirlerin yanıbaşıdır.
Muhabir arkadaşlarımla her daim iç içeyim. Ancak köşe yazarlığıma yansıyan ‘amatör ruhumdur’..Köşe muhabiri olmadım, asla!..
Özlerim muhabirin bir organı gibi taşıdığı o fotoğraf makinası ile telaşlı, heyecanlı konuşturduğu anları.. Haber anına yetişme telaşı ile başlayan muhabirlik yolculuğunu.. Zira olay mahaline gidilirken haberin içeriğini beyin tuşları yazmaya başlamıştır bile..Haber sonrası da tuşlar haberi toparlar. Fotoğrafın çıktığı an. Tabi bizler, dijital fotoğraflarla çalışmadığımız için, en çok fotoğrafın temiz ve pırıl pırıl , olayı tam olarak verdiği konusundaki bekleyişlerimiz vardı. Karanlık oda ile yazı arasında koşturma. Resim iyi çıkmış ise, deyme keyfimize..
Olay anında yazılmıştır …En mühimi çarpıcı ve anlamlı başlığı koymaktır.Spotlar, uydularda ise giyinmis halidir.
**
İlk gören gözdür; muhabirlik.
Eğitim, polis, valilik, politika, belediye, sağlık, ekonomi, savaş .. tüm alanların muhabirliği ‘yüce’ meslektir.
Bilgiye ilk ulaşan, kanıtlara fotoğraflara O’dur. İlk olaya , kazaya, yolsuzluğu bazen polisten önce ulaşır. Hatta uyarır da olası bir olayda. Topluma bilgi verme ve aydınlatma görevini yapan YÜCE meslektir. Öyle ki, ülkenin sistemle karışık uyanık olmak görevi ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili ahlaki uyandırma görevinin sorumluluğunu taşır. Bu yüzden editörlerin görevi önemlidir. Editör muhabirin yaşadığı olayı yaşamalıdır ki, o haberin harflerini tam anlamı ile kurgulasın ya da kontrol mekanizmasında ‘habere değerini’ versin.
İşte o ‘haberdir’.. Taze ve canlı.. Ne yazık ki son yıllarda masabaşı habercilik doğdu.
Oysa ki, muhabir sokaklarda olmalı, hayatın içinde.
Türkiye'nin ilk kadın savaş foto muhabiri olarak anılan Bikem Ekberzade

Muhabirlik kendi gözüyle görmek, kulağınla duymak ve olayın ilk tanıklığıdır.
İlk gören gözdür.
Muhabirliğin hemen hemen her alanında çalışan biri olarak o yüce mesleğin anlamını bilirim. Hala da ‘muhabirim’… Arada bir muhabirlik de yaparım. Fotoğraf makinamla röportajlar için koşturmayı da ihmal etmem. Bir süre ara versem de. Ya da muhabir arkadaşlarımla takılırım . Onlarla olayın ilk gözü olmanın sevincini yaşayanlardanım. Benim yerim muhabirlerin yanıbaşıdır.
Muhabir arkadaşlarımla her daim iç içeyim. Ancak köşe yazarlığıma yansıyan ‘amatör ruhumdur’..Köşe muhabiri olmadım, asla!..
Özlerim muhabirin bir organı gibi taşıdığı o fotoğraf makinası ile telaşlı, heyecanlı konuşturduğu anları.. Haber anına yetişme telaşı ile başlayan muhabirlik yolculuğunu.. Zira olay mahaline gidilirken haberin içeriğini beyin tuşları yazmaya başlamıştır bile..Haber sonrası da tuşlar haberi toparlar. Fotoğrafın çıktığı an. Tabi bizler, dijital fotoğraflarla çalışmadığımız için, en çok fotoğrafın temiz ve pırıl pırıl , olayı tam olarak verdiği konusundaki bekleyişlerimiz vardı. Karanlık oda ile yazı arasında koşturma. Resim iyi çıkmış ise, deyme keyfimize..Olay anında yazılmıştır …En mühimi çarpıcı ve anlamlı başlığı koymaktır.Spotlar, uydularda ise giyinmis halidir.
**

İlk gören gözdür; muhabirlik.
Eğitim, polis, valilik, politika, belediye, sağlık, ekonomi, savaş .. tüm alanların muhabirliği ‘yüce’ meslektir.
Bilgiye ilk ulaşan, kanıtlara fotoğraflara O’dur. İlk olaya , kazaya, yolsuzluğu bazen polisten önce ulaşır. Hatta uyarır da olası bir olayda. Topluma bilgi verme ve aydınlatma görevini yapan YÜCE meslektir. Öyle ki, ülkenin sistemle karışık uyanık olmak görevi ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili ahlaki uyandırma görevinin sorumluluğunu taşır. Bu yüzden editörlerin görevi önemlidir. Editör muhabirin yaşadığı olayı yaşamalıdır ki, o haberin harflerini tam anlamı ile kurgulasın ya da kontrol mekanizmasında ‘habere değerini’ versin.
İşte o ‘haberdir’.. Taze ve canlı.. Ne yazık ki son yıllarda masabaşı habercilik doğdu.
Oysa ki, muhabir sokaklarda olmalı, hayatın içinde.
Türkiye'nin ilk kadın savaş foto muhabiri olarak anılan Bikem EkberzadeEN BÜYÜK CERAHLIK!..
Doğan ULUÇ bakın bu konuda nasıl yorum yapmıştır;
“MUHABİRLİK mi beyin cerrahlığı mı zor derseniz düşünmeden birincisi yanıtı veririm. İnsan beyninin yapısı, ağırlığı, arazları İspanya'dan Çin'e hemen her yerde aynı. Hasta testlerden sonra ameliyat masasına yattığında cerrah ve ekibinin ne yapacağı da çoğu zaman önceden belli. Oysa gazete sayfasında kartvizit boyu haberin yayım hazırlığı dahi sabır, dikkat, titizlik, koşuşturma isteyen bir uğraş gerektiriyor. Konuların farklılığı, kaynaklara ulaşım, söylentilerin doğrulanması, saat farkıyla yarışarak haberin tamamlanması, yazı işlerine iletilmesi de ayrı sorunlar.”
MUHABİRİ KÜSTÜRMEMEK LAZIM
Özellikle belirmek isterim ki, haberi muhabir getirir, yorumlaması da köşe yazarına aittir.Yazar kendi fikirleriyle yorumlar. Aslında muhabirden- ilk tanıktan- aldığı olayı yorumlarken, o habere de destek çıkar. Ancak son yıllarda ‘köşe-muhabirler’ de arttı. Masabaşı yazarlar..Haber gibi yazan köşeler ise muhabire hakarettir.
Cüneyt Özdemir in dediği gibi, gazeteciliğin orgeneralliği muhabirliktir.
Ne yazık muhabirlerin sayısında müthiş korkutucu bir düşüş , geleceğinde güveni sarsan bir azalma görüyorum.
Bursa basını muhabirlerine gereken önemi vercektir. Generalsiz bir ordu ve gazete olmaz!
KOPYE ET YAPIŞTIR MUHABİRE HAKARETTİR
Muhabirliğe başladığım ilk yıllarımda, bir haberi on kez yazdığımı hatırlarım. Defalarca atılan haberi çöpden alıp tekrar tekrar yazmak. Anadolu Ajansı o dönemde de vardı!. Aklımıza bile gelmezdi, ajanstan al, kopyele ve yapıştır.
İnternet denilen ‘Devrim’ ile habercilik kopye et yapıştır anlayışına dönüverdi!.. Asıl haberi yapan o ajansın muhabirinin emeği yok sayılırken, taklidiçilerini yaratıyoruz. Böyle olunca da, muhabir gelişemiyor.
Ajanslardan haber alarak, kopyeciliğe muhabirler yönlendiriliyor. Muhabirin onca emeği boşa giderken, gelişimi de engelleniyor. Kolaycılık!..Bilirim ki, haberi yazma anı dünyanın en büyük zevkidir. O an her şeyden koparsınız, olayın içinde yaşarsınız. Bu zevki kimsenin alma hakkı olmamalıdır!..Hem etik değildir.
Muhabir arkadaşlarla konuştuğumda, ‘ajans haberciliği mesleğinizi öldürüyor’ diye..
“ Vicdan Abla, yazsak da bir şey değişmiyor. At resmi diyorlar. Ve ertesi günü ajansta çıkan haberi kullanıyorlar. Boşuna uğraşıyoruz. ‘
Bu muhabirliğin ÇÖKÜŞÜDÜR: Emeğe saygısızlıktır. İlk göz olan muhabirliği kör etmektir.
Özellikle, usta çırak ilişkisinde yetişen bir muhabir olarak, ‘Muhabirlerin klasik çalışma yöntemi 5N1K ilkesini bilmek zorundasındır. Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim şeklindeki bu temel ilkeler haberciliğin anayasasıdır. Tabi ki, ojbektif ve tarafsız, yalın bir dil, doğruluk muhabirin imzasında yer almalıdır..
Yani öyle masabaşında haber uyduranlar, kendilerini yok ettiğinin farkında bile değillerdir. Zira masabaşında yapılan haber, tanıksızdır. Ruhsuz yazılır. Üstelik bu tür haber yazanlar, ‘yalan-yanlış’ bilgileri de habere yansıtırlar.
Hayatın içinde olan muhabiri de yok saymaktır.Aman dikkat!
Doğan ULUÇ bakın bu konuda nasıl yorum yapmıştır;
“MUHABİRLİK mi beyin cerrahlığı mı zor derseniz düşünmeden birincisi yanıtı veririm. İnsan beyninin yapısı, ağırlığı, arazları İspanya'dan Çin'e hemen her yerde aynı. Hasta testlerden sonra ameliyat masasına yattığında cerrah ve ekibinin ne yapacağı da çoğu zaman önceden belli. Oysa gazete sayfasında kartvizit boyu haberin yayım hazırlığı dahi sabır, dikkat, titizlik, koşuşturma isteyen bir uğraş gerektiriyor. Konuların farklılığı, kaynaklara ulaşım, söylentilerin doğrulanması, saat farkıyla yarışarak haberin tamamlanması, yazı işlerine iletilmesi de ayrı sorunlar.”
MUHABİRİ KÜSTÜRMEMEK LAZIM
Özellikle belirmek isterim ki, haberi muhabir getirir, yorumlaması da köşe yazarına aittir.Yazar kendi fikirleriyle yorumlar. Aslında muhabirden- ilk tanıktan- aldığı olayı yorumlarken, o habere de destek çıkar. Ancak son yıllarda ‘köşe-muhabirler’ de arttı. Masabaşı yazarlar..Haber gibi yazan köşeler ise muhabire hakarettir.
Cüneyt Özdemir in dediği gibi, gazeteciliğin orgeneralliği muhabirliktir.
Ne yazık muhabirlerin sayısında müthiş korkutucu bir düşüş , geleceğinde güveni sarsan bir azalma görüyorum.
Bursa basını muhabirlerine gereken önemi vercektir. Generalsiz bir ordu ve gazete olmaz!
KOPYE ET YAPIŞTIR MUHABİRE HAKARETTİR
Muhabirliğe başladığım ilk yıllarımda, bir haberi on kez yazdığımı hatırlarım. Defalarca atılan haberi çöpden alıp tekrar tekrar yazmak. Anadolu Ajansı o dönemde de vardı!. Aklımıza bile gelmezdi, ajanstan al, kopyele ve yapıştır.
İnternet denilen ‘Devrim’ ile habercilik kopye et yapıştır anlayışına dönüverdi!.. Asıl haberi yapan o ajansın muhabirinin emeği yok sayılırken, taklidiçilerini yaratıyoruz. Böyle olunca da, muhabir gelişemiyor.
Ajanslardan haber alarak, kopyeciliğe muhabirler yönlendiriliyor. Muhabirin onca emeği boşa giderken, gelişimi de engelleniyor. Kolaycılık!..Bilirim ki, haberi yazma anı dünyanın en büyük zevkidir. O an her şeyden koparsınız, olayın içinde yaşarsınız. Bu zevki kimsenin alma hakkı olmamalıdır!..Hem etik değildir.

Muhabir arkadaşlarla konuştuğumda, ‘ajans haberciliği mesleğinizi öldürüyor’ diye..
“ Vicdan Abla, yazsak da bir şey değişmiyor. At resmi diyorlar. Ve ertesi günü ajansta çıkan haberi kullanıyorlar. Boşuna uğraşıyoruz. ‘
Bu muhabirliğin ÇÖKÜŞÜDÜR: Emeğe saygısızlıktır. İlk göz olan muhabirliği kör etmektir.
Özellikle, usta çırak ilişkisinde yetişen bir muhabir olarak, ‘Muhabirlerin klasik çalışma yöntemi 5N1K ilkesini bilmek zorundasındır. Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim şeklindeki bu temel ilkeler haberciliğin anayasasıdır. Tabi ki, ojbektif ve tarafsız, yalın bir dil, doğruluk muhabirin imzasında yer almalıdır..
Yani öyle masabaşında haber uyduranlar, kendilerini yok ettiğinin farkında bile değillerdir. Zira masabaşında yapılan haber, tanıksızdır. Ruhsuz yazılır. Üstelik bu tür haber yazanlar, ‘yalan-yanlış’ bilgileri de habere yansıtırlar.
Hayatın içinde olan muhabiri de yok saymaktır.Aman dikkat!
0 yorum:
Yorum Gönder